Bakara Suresi 184’üncü ayet
Sayılı günlerde olmak üzere (oruç size farz kılındı) Sizden her kim hasta yahut yolcu olursa (tutamadığı günler kadar) diğer günlerde kaza eder (İhtiyarlık veya şifa umudu kalmamış hastalık gibi devamlı mazereti olup da) oruç tutmaya güçleri yetmeyenlere bir fakir doyumu kadar fidye gerekir. Bununla beraber kim gönüllü olarak hayır yaparsa, bu kendisi için daha iyidir. Eğer bilirseniz (güçlüğüne rağmen) oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
Biz Allah'ın Resûlü ile birlikte sahur yemeği yedik. sonra sabah namazı kıldık. Zeyd b. Sâbit'e:
"Namazla sahur arasında ne kadar zaman geçti?" diye soruldu. Sâbit:
"Orta uzunluktaki âyetlerden normal okuyuşla elli âyet okuyacak kadar bir zaman." diye cevap verdi.
TİRMİZİ
Kabiz
Ruhları kabzeden, canalan, sıkan, daraltan, rızkı belli ölçülerde veren
Cenab-ı Hak buyuruyor:
"... Ancak O’na döndürüleceksiniz." (Bakara, 245)
Kullarına kudretiyle ve iradesiyle muamele ederel maddi ve manevi alanda daraltan manasındadır. El Kabız ismi Kur'ân'da isim olarak zikredilmemekle birlikte Allah'ın kabzetmesi fiili olarak zikredilir.
Bütün canlılara hayat veren, ölüm anında varlıkların ruhlarını kabzeden O'dur. Maddi yönden fakirleştiren ve daraltanında, zengin edip genişleten de Allah'dır. Zenginken fakir olanları, güçlü iken zayıf olanları, yüksek makamlardan düşenleri, bilginken bunayanları gördüğümüz gibi, fakirken zengin olanları, Mekke'de zayıf görüldüğü halde Mine'de güçlenenleri, Bilal-i Habeşi gibi kafirlerin kölesi iken mü'minlerin efendisi olanları, Yusuf (s.a.v.) gibi hapishaneden Mısır'a sultan olanları, Ümmi iken kıyamete kadar gelecek insanlara ilim öğreticisi olan Hz Muhammed'i yaratan O'dur.
Alan da veren de Allah'tır. Allah, dilediği kişinin imkanlarını artırarak şükredip etmeyeceğini, dilediğinin de imkanlarını daraltarak nankörlük edip etmeyeceğini dener. Dolayısıyla insanların sahip olduğu veya olamadığı şeyler kendileri için bir kazanç değildir. Bunlar sadece geçici dünya hayatını mı gerçek yurt olan ahireti mi istediklerini denemek için Allah'ın yarattığı imtihanlardır.
Eğer kişi bu gerçeğin farkına varmaz ve elindeki herşeyi kendisinin zannedip cimrilik yapar, Allah'ın dilediği şekilde harcamazsa o zaman Allah elindeki imkanları daraltabilir. Tam aksi olarak elindeki herşeyin kendisine Allah'ın rızasını kazanacak şekilde kullanılması için verildiğini bilen kişilerin de imkanlarını artırır, dünyada da ahirette de onlara en güzeliyle karşılık verir.
Kulun bu isimden nasibi, onun Allah'ın bizzat kendisinin vermiş olduğunimetlerini tutmasını gerektirir. Bir başkasının eliyle verileni değil. Zira mülk, Allah'ın dışında bir kimseye ait olmadığı gibi, veren de allah'tan başkası değildir. Kul Kabiz ismiyle ahlaklanırsa sözleriyle, diğer varlıkların kalplerini hk tarafına yönlendirir.
Bir kimse "Yâ Kâbiz" ismini kırk gün kırk lokma üzerine yazıp yese o kimse açlık mihnetinden emin olur.